Tv izleyicisinin aldatıyoruz
 Ashabı bozuk reyting
 Dizi seyredeceğime Kuran okuyorum
 Televizyon ve Aile
 Televizyonun çocuğa etkileri
 Televizyon ve Otizm
 Televizyon kolikli öldürüyor
 Eğlence bir tür afyondur
 Tv de en azılı hırsız yarışması
 Çocukların gözü Tv den başka
 Çocuğunuzun sağlığı için
 Bebeklerin sinsi düsmanı
 Tv beyin yıkama aracı
 Okumuslarda bağımlı
 Tv den etkilenip idam
 Tv yi kapatıyor yaşamı açıyoruz
 Yaşamaya bak
 Tv den uzak 365 etkinlik
 Eski Çizgi Filmleri Geri ıstiyoruz
 Hız Çağında Tv Nostaljisi
 Dindarlar ve Tv
 Televizyon Okuyoruz
 Tv nin Aptal Kutusu olduğu
 Haftada bir gün tv siz kalın
 Anne Adayları Tv nizi kapatın
 Tv yüzünden Karı Koca 5 yıldır konuşmuyor
MAKALELER
E-POSTA
Çizgi filmler kendi kültür ve gelenekleri-mizden gün geçtikçe uzaklaşmaktadır...
 
Çocuklarınızı televizyo-dan kurtarmak için kontrollü izleme prog-ramı yapın. "Bilinçli Tv İzleme Kuponu"larınını 
 

 

 
Ana Sayfa
Makaleler
Basın Açıklaması
Tüketiciler Birliği
İletişim
 

“Turn off Tv, Turn On Life”
“Televizyonu Kapat Yaşamı Aç”

 

TÜKETİCİLER BİRLİĞİ
NİSAN-2009

Bir öğretmen, sınıfındaki öğrencilerden Jeremi’ye bir ödev verir. Bir hafta boyunca televizyonu kapatmasını ve yaşadıklarını yazmasını ister. Başlangıçta Jeremi ve ailesine bir hafta boyunca televizyonu kapatmak çok zor gelir. İlk günlerde zorlansalar da, daha sonra bu duruma alışırlar. Televizyonun çok fazla vakit kaybettirdiğini, aile içi iletişimin kaybolmasına neden olduğunu anlarlar. Bu ödev işi çok tutulur, ödev olmasının ötesinde kazandırdıkları fark edilir ki, Jeremi’nin ailesi ile yaşadığı bu deneyim giderek yayılır ve Kanada’da her yıl Nisan ayının son haftası televizyon kapatma haftası olarak belirlenir. Zaman içinde bu etkinlik uluslararası boyut kazanır ve her yıl Nisan ayının son haftasında, çok sayıda ülke bu etkinliğe katılır. 1992’den bu yana…

Ne Kadar Süre Harcıyoruz? 

Aslına bakılırsa televizyon bizler için hem bilgilenme hem de eğlenme araçlarının en başında geliyor. Hepimizin hayatında ciddi bir yeri var. Mesela neredeyse hiçbir konuda dünya sıralamasına giremeyen ülkemiz televizyon seyretme alışkanlığı konusunda Amerika’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. RTÜK’ün 2006/Ocak ayında kamuoyuna açıkladığı “Televizyon Seyretme Eğilimi Araştırması”na göre; ülkemiz insanı günde 5.09 saatini televizyon karşısında geçiriyor, bu oran hafta sonlarında ise 5.15 saate çıkıyor. Yine seyircinin % 18.7’si, günde 10 saatten fazla televizyon seyretmekte. Bu şartlar altında bu insanlar mı televizyonu seyrediyorlar yoksa televizyon mu bu insanları seyrediyor bilinmez. Ortalama insan ömrünün 9 yılından bahsediyoruz. Oysa birçok kişinin birçok şey için zaman bulamadığından şikayetçi olduğu bir zamandayız. Ne korkunç bir tezatlık bu!

 

Atom Bombası Gibi…

Bir Çin Atasözü: “BİR PARÇA ZAMAN, BİR PARÇA ALTIN GİBİ DEĞERLİDİR. BİR PARÇA ZAMANDA BİR PARÇA ALTIN KAZANABİLİRSİNİZ, AMA BİR PARÇA ALTINLA BİR PARÇA ZAMANI ASLA SATIN ALAMAZSINIZ!”

Geri gelmeyecek en büyük kayıp olan zamanın uçup gitmesi bir yana, seyretmemiz için bize sunulan şeylerin içeriğine bakıldığında evimizin içinde bir atom bombası yerleştirdiğimiz bile düşünülebilir. Neredeyse her 10 dakikada bir cinayet, şiddet ya da tecavüz sahnesi izlemekteyiz. Özellikle gelişme çağında olan çocuklarımız televizyon karşısında savunmasız kalmakta, aileler bilinçsiz bir şekilde çocuklarını televizyon karşısında yalnız bırakmaktalar. Bu iş daha bebeklikten başlıyor, kolay yemek yedirmek için ekran karşısına oturttuğumuz yavrularımızı en güzel, en sağlıklı gıdalarla beslemeye çalışırken, beyinsel beslenme noktasında onları en olmadık şeylerle karşı karşıya bırakıyoruz.

23 Nisan 2007 tarihinde RTÜK tarafından çocuk ve gençlerin televizyon yayınlarının zararlı etkilerinden korunması amacıyla geliştirilen ve televizyon kanallarınca desteklenen AKILLI İŞARETLER SEMBOL SİSTEMİ’ne başta Televizyon kanalları uymamaktadırlar.! İçinde şiddet, kötü örneği teşkil eden olumsuz davranışların bulunduğu programlara 7 yaş ve üzeri sembolünü koyarken, yine cinsellik ve olumsuz davranışlar barındıran programlara da 13 yaş ve üzeri sembolünü koymaktadır. Oysa, Televizyon kanallarının yöneticileri de çok iyi biliyorlar ki, insanlar, ancak 18 yaşından sonra olgunlaşır ve bu yaşlarına kadar da şiddet, cinsellik ve olumsuz teşkil  içeren her türlü program bu yaş altındaki insanlarda psikolojik, zihinsel bölünmelere, ve ahlaki dejenerasyonlara sebep olmaktadır.

 

Araştırmalarla Televizyonun Zararları 

İngiltere’de açıklanan bir rapor, televizyonun çocukları hem fiziksel hem de psikolojik olarak düşünüldüğünden çok daha fazla etkilediğini ortaya koydu. 35 ayrı araştırmanın sonuçlarını değerlendiren İngiliz Psikolog Doktor Aric Sigman,a göre televizyonun en az 15 olumsuz etkisi var. Bunlar arasında en tehlikeli olanlarsa kanser, otizm ve Alzheimer. Diğerleri arasında ise örneğin obezite gibi çağın giderek tehlikeli hale gelen hastalıkları yer alıyor.

İngiliz Psikoloji Cemiyeti üyesi ve Remotely Controlled: How Television is Damaging Our Lives (Uzaktan Kumandalı: Televizyon Yaşamlarımıza Nasıl Zarar Verir” adlı kitabın da yazarı olan Sigman, eğitim amaçlı programların bile zararlı olabileceğini ifade ediyor. Sigman, “Gözden geçirdiğim tıbbi araştırmalar televizyonun nasıl bir araç olduğunu ortaya koyuyor, ve program türleri ve içeriklerinden bağımsız olarak bu aracın özellikle çocuklara nasıl zarar verdiğini de kanıtlıyor. Saatler boyunca izledikleri televizyonun herşeyden önce biyolojik etkileri bulunuyor ve bu tamamen televizyonun kendisinden kaynaklanıyor, mesajla ilgisi yok” diyor.

Sigman’a göre altı yaşında bir çocuk, bu süre zarfında yaşamının 1 yılını televizyonun başında geçirmiş oluyor. 11-15 yaşlarındaki çocuklar ise uyumadıkları zamanların yüzde 55’ini televizyon karşısında geçiriyor. Bu yaş grubundaki çocuklar günde ortalama 7.5 saatlerini ya televizyon ya da bilgisayar başında geçiriyorlar. Ve bu düzeyde ekran karşısında zaman geçirenlerin sayısı son 10 yılda yüzde 40 artış göstermiş durumda.
Televizyonun hem bedeni hem de zihni kötü etkilediğini ifade ediyor. Özellikle beyin üzerindeki etkileri oldukça tehlikeli, çünkü narkotik özellikler taşıyor. Örneğin televizyon, okuyarak anlamanın önünde büyük bir engel oluşturuyor.
Yeni kurgu teknikleri, örneğin hızlı ve atlamalı geçişler televizyonun beyin ve algılama üzerindeki etkisini daha da artırmış durumda.

21. yüzyıl çocuklarının dünyasına girmek, artık biz   yetişkinler       için daha büyük çaba gerektiriyor. Pediatrik araştırmalar artık çocuklarımızın tepkilerinin, algılarının, fiziksel görünümlerinin ve hatta beyin kıvrımlarının otuz yıl öncesine göre farklı olduğunu ortaya koyuyor. Bu, klasik bir kuşak farklılığından öte bir sıçrama
olsa gerek.

Peki çocukların bu hızlı değişiminde televizyonun ve izleme alışkanlıklarının rolü nedir?
İletişim uzmanları, televizyonun bireyler üzerindeki psikolojik etkileri hakkında araştırma yapmaya pek eğilimlidirler. Ancak son 50-60 yıldır yapılmış ve zaman içinde birbirlerinin sonuçlarını çürütmüş yüzlerce medya etki araştırması bulunuyor. Hala da bu tartışmalı alanda araştırmacılar ortak bir noktada birleşmiş görünmüyorlar. 2004 yılı içinde saygın Amerikan ve Avrupa üniversiteleri tarafından yapılmış ilginç araştırma verileri(leri)ne bir  göz atalım:

İtalya’da yapılan araştırmalar soncunda özellikle televizyonun fizyolojik etkileri dikkate değer. Ergenlik öncesi çocuklarının fazla TV izlemesinin hormon dengelerini altüst ettiği ortaya atıldı. Araştırmacılara göre televizyonun psikolojik etkileri son derece zor kanıtlansa da, direkt fizyolojik etkilerini ölçmek daha gerçekçi. Hipoteze göre TV ekranının saçtığı radyasyon, melatonin hormonlarını etkileyerek ergenlik sürecini hızlandırıyor. Artık ergenliğe ilk adım kızlarda sekiz yaşına kadar düşmüş durumda. Televizyon beyni sürekli olarak ve aşırı şekilde uyardığı için de çocuklar fizyolojik olarak erken gelişiyor.

İki saatin üzerinde TV önünde geçirilen her saat, çocukta %10 ilgi ve odaklanma kaybına yol açıyor. Bunun nedeni gelişmekte olan çok taze bir beynin doğal olmayan bir düzeyde uyarılması. Çocuk daha sonraki okul yaşamında ödevlerin, derslerin yavaş temposundan çok çabuk sıkılıyor, dikkati çabucak dağılıveriyor, hatta sürekli huzursuzluk yaşıyor ve kafası kolayca karışıyor. Okumak gibi konsantrasyon gereken bir eylemin yerini televizyonun alması ise bu sorunu katmerleştiriyor. Pek çok araştırmacıya göre bu sorunun kronikleşmesi sadece 10 yıl öncesine dayanıyor.

Stanford  tarafından hazırlanan rapora göre ilkokul çağındaki çocuklar, günlük kalorilerinin %20’sini TV karşısında alıyorlar, bu oran hafta sonları %26’ya kadar çıkıyor. Yaygın kanı, çocukların reklamlardan etkilenip abur cubur yemekten şişmanladıkları olsa da bu son rapor, yiyecek çeşitleri yerine yiyecek miktarları üzerinde duruyor. Halk arasındaki inanışın aksine, çocuklar TV karşısında normal zamandan daha fazla abur cubur yemiyorlar, sadece TV karşısında yakabilecekleri kalori miktarından çok daha fazlasını alıyorlar.

Çocukların 3-4 yaşından başlayarak 12-13 yaşına kadar günde ortalama 1-2 saat çizgi film izledikleri, ayrıca çocukların ve gençlerin erişkinler için hazırlanan televizyon programlarını da seyrettikleri düşünüldüğünde, yoğun şiddet altında kaldıkları görülür. Yapılan araştırmalar sonucunda da çocuğun saldırgan davranışları taklit ettiği belirlenmiştir.

Çocuk, zihinsel süreçlerindeki özelliklerinden dolayı izlediklerini yetişkinler gibi algılayamamakta ve yetişkinlerden farklı bir biçimde etkilenmektedir. Televizyon kullanım nedenlerine bakıldığında da çocuklar ile yetişkinler arasında farklılıklar görülmektedir. Yetişkinlerin çoğu televizyonu eğlenmek amacıyla izlerken, çocuklar ise eğlendirici buldukları televizyonu dünyayı tanımak ve anlamak için izlemektedirler. Çocuklar kurmaca ve gerçek arasındaki farkı çoğu kez yetişkinler kadar kolay bir biçimde algılayamamaktadırlar. Birçok açıdan çocuklar televizyon karşısında yetişkinlere oranla daha korunmasız durumdadırlar. Olaya bu açıdan bakıldığında zararlı çıkanlar çocuklar gibi görülmektedir. Çocuklar toplumda kendi yerlerini öğrenmek amacıyla içinde yaşadıkları toplumu gözlemlemektedirler. Çocuklar bu gözleme eylemini gerçekleştirirken yetişkinlerden yeterince yardım almamakta bunun yerine televizyona yöneltilmektedirler.
 
Çocuk televizyon izlediğinde ise çok yönlü sinirsel uyarılma mahrumiyeti yaşar. İşte bu nedenle, kendisiyle konuşulmayan, dokunulmayan ya da oynanmayan çocuğun beyin hacmi, normal çocuklara göre % 20-30 daha küçük kalır.

İnsanın televizyona karşı tepkisiz kalması mümkün değildir. Çünkü insan harici ve dahili şartlarda oluşan dürtülere karşı daima tepki gösterir. Işık gözlerine ulaşır, sesler kulaklarına gelir, kokular burnuna dolar, hava akımı tenine temas eder, ani sancılarla midesi kasılır, idrar mesanesini şişirir, cisimler diline dokunur, salgılar kan dolaşımına boşalır ve hatta düşünceler bile zaman zaman onu etkiler. Her durumda bu dürtüler, algılamaları harekete dönüştüren sinir uçlarını güçlendirir.

Çünkü sinir hücreleri yüksek kapasiteli hücreler olmakla birlikte besin saklama ve oksijen sağlama faaliyetlerini yürütemezler ve bunlar sağlanmazsa çabucak ölürler. Daha kötüsü, vücuttaki diğer hücrelerden farklı olarak, ölen bir sinir hücresinin yerine asla bir yenisi üretilmez. Bunun anlamı, insan beyni bir yandan gelişirken bir yandan da sinir hücreleri ölmeye devam eder. Bu gerçek tek bir sinir hücresinin bile korunması ve desteklenmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar.

Sinir hücreleri glia hücreleri üretildikten sonra dendrit ve akson denilen uzantılarla birbirleriyle bağlantılar kurar ve böylece beynin diğer bölgelerine uzanırlar. Altı yaşında bir çocuğun beyni yetişkin birine göre üçte iki oranında daha küçük olmasına rağmen, sinir hücreleri arasındaki bağlantılar açısından on sekiz aylık bir bebek ya da bir yetişkine göre beş-yedi kat daha fazla bağlantıya sahiptir. Gelişen İnsan Beyni Üzerinde Televizyonun Etkisi adlı kitabın yazarı Keith Buzzell’e göre, altı-yedi yaşlarında bir çocuğun beynindeki sinir hücreleri milyonlarca bağlantı yapabilecek bir kapasiteye sahiptir.

Bu gelişim potansiyeli, çocuk on-on bir yaşlarına geldiğinde sona erer ve çocuk bu bağlantıların % 80’ini kaybeder. Eğer o yaşlara kadar çocukta bu sinir hücreleri arası bağlantılar geliştirilmemiş ise, artık geliştirilemez. Kullanılmayan kapasiteler kaybedilmiş olur. Sonrasında beyinde üretilen bir enzim, kötü bağlantıları tamamen eritip yok eder.

Araştırmada bahsi geçen ana beyin bedenin motor faaliyetlerinden, reflekslerden, vücut hareketlerini düzenlemekten sorumlu iken; fiziksel olarak ana beyni saran duygu beyin sevme, nefret etme gibi faaliyetlerden sorumludur. Ayrıca samimi ilişki ve duygusal bağ kurmamızdan da duygu beyin sorumludur. Düşünce-felsefe beyin ise, algılarımız, hislerimiz ve düşünce tarzlarımızı bir araya getirip düşünce ve davranışlarımıza yön verir. Neocortex adı da verilen düşünce-felsefe beyin insanın en yeni ve en yüksek entelektüel biçimini temsil eder ve diğer iki beynin tamamından beş kez daha büyüktür.

Beynin gelişimi sırasında sinir hücreleri arasındaki bağlantılar myelin adı verilen yağlı bir koruyucu örtü yoluyla sağlanır. Hücreler arası bağlantılar ne kadar çok olursa, myelin eklenmesi de o kadar çok olur. Myelinin yoğun ve kalın olması, sinir sinyallerinin bu bağlantılardan geçiş hızını artırır. Dolayısıyla çocuğun gelişim sürecinde ihtiyaç duyduğu uyaranları alması hayati bir önem arz eder. Örneğin, ana beynin gelişimi sırasında çocuklar tekrar eden ritmik hareketlere ihtiyaç duyarlar. Bu noktadaki eksiklik, ana beynin sinir hücreleri arasındaki bağlantı bozukluğuna, o da çocuklarda dikkat ve odaklanma sorununa yol açar.
Kısacası, sinir bağlantılarının gelişmesi tamamen sağlıklı bir şekilde uyarılmalarına bağlıdır. Meselâ bir bebek yerde duran bir topu eline almaya çalışırken, onu dişlemeye çalışırken, atarken, hatta o toptan çıkan ses ya da kokuyu algılamaya çalışırken beynindeki sinir hücreleri kendi aralarında bağlantılar yaparlar. Çocuk televizyon izlediğinde ise çok yönlü sinirsel uyarılma mahrumiyeti yaşar. İşte bu nedenle, kendisiyle konuşulmayan, dokunulmayan ya da oynanmayan çocuğun beyin hacmi, normal çocuklara göre % 20-30 daha küçük kalır.

Televizyonun fizikî açıdan yol açtığı tahribat elbette bunlarla sınırlı değildir. Yapılan bazı araştırmalar televizyon izleyen çocukların daha yüksek oranda göz tembelliğine yakalandığını, bunun da okuma yeteneklerini olumsuz etkilediğini ortaya koymuştur. Yine uzun süreli televizyon izlemenin gözü çok fazla yorduğu ve gözün dinlenmesine izin vermeyerek performans düşüklüğü ve muhtemel görme kayıplarına yol açtığı bulunmuştur. Laboratuar ortamında yapılan çalışmalarda, düşük frekanslı elektromanyetik alanların kan biyokimyası ve hematolojisinde sapmalara yol açtığı, sindirim ve deri sıcaklığını etkilediğinin tespit edildiği ifade edildi. Bazı kimselerin elektromanyetik alanlara daha hassas olabilecekleri belirtilerek, “Bu kimselerde boğazda kuruluk hissi, gözde problemler, baş ağrısı, alerji, yüzde kızarıklık, uykusuzluk, seslere karşı hassasiyet, işitme zorluğu ve yorgunluk şeklinde reaksiyonlar ortaya çıkabilmektedir.
Gerçekten televizyondaki bir çekimin ortalama 3,5 saniyeden fazla sürmediği dikkate alınırsa, bunun gözün aşırı çalışmasına sebep olduğu açıklığa kavuşur.

Televizyonun fiziksel etkileri görüldüğü gibi son derece kapsamlı ve ciddidir. Bu menfi etkilerin özellikle beynin esas gelişmesini kaydettiği çocukluk yıllarını kapsamaması için yetişkinler, yani anne babalar çocuklarının uzun süreli televizyon izlemeleri karşısında çok daha uyanık olmalıdırlar.

Çocuk güce özendiği, kuvvet aradığı için yapımcı onun bu ihtiyacından yola çıkarak güçlü saldırgan problemlerine kaba kuvvetle çözen sempatik, sihirli ve tükenmez güçleriyle her şeyin üstesinden gelen medya kahramanlarını yaratmaktadır. Bu kahramanların kötülükle savaşıyor olması ile sadece saldırgan davranışı rasyonalize etmek, haklı hale getirmek için bir bahanedir.
Önemi olan güçlü, silahlı olmaları ve problemleri şiddet yoluyla çözmeleridir. Bu tarz mesajların sıklığı, kahramanların sevimlilikleri ile birleşince bir de iyi kalpli oldukları vurgulanınca çocuğun bunlara öykünmemesi için bir sebep yoktur.!
Erkek çocuklara yönelik bu filmlerde bu tür kahramanların kullandığı araç ve gereçlerin ağır metallerle donanımlı silahlar olduğu dikkat çekmektedir. Kız çocuklarına yönelik filmlerde de moda, pop, müzik ve gösterişin ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Ancak kızların da ‘güç’lü olabilecekleri imgesinin işlendiği bazı çizgi filmler de mevcuttur.! 
Sağlıklı ruhsal yapıya sahip çocuklar için, çizgi filmler egolarını güçlendirme ve eğlenme aracıdır. Bazı çocuklar ise hayatın gerçekleri için kendilerini güçlendirme isteği duymazlar. Herhangi bir sorumluluk üstlenmeye hem yeteneksiz hem de isteksizdirler. Onlar için çizgi kahramanlar bir kaçış mekanıdır. Pek çok içinden çıkılmaz sorunu çözmek amacıyla güçlerini kullanan çizgi kahramanlar,çocukların günlük hayatlarında endişeye kapılmadan problemlerin üstesinden gelmelerine yardım ederler. Tıpkı annelerinin pembe dizileri seyrederek kendi günlük telaş ve sıkıntılarının üstesinden  geldiği gibi.!
20 yaşına gelmiş bir insanın günde ortalama 3 saat televizyon seyrettiği düşünüldüğünde, 20 senede 18,000 cinayete, 20,000 yaralama ve şiddete tanıklık eder. Kaba kuvvet kullanan, güç ve iktidar sahibi sahibi Kahramanların sigara ve alkol kullanması nerdeyse kaçınılmazdır. Güce, kuvvete ve şiddete özenen bir çocuğun bunlara da özenmemesi mümkünmüdür?
Peki ya Boşanmalar?
Özellikle son yıllarda Türkiye’de yaşanan boşanmaların çoğunluğu aldatma ve kıskançlıklar sebebiyle değilmidir?  İstatistiklere göre, boşanma sebeplerinden ikinci sırayı alan ALDATMA, Televizyonlar da yayınlanan dizi ve filmlerde adeta teşvik edilmektedir. Yapımcılar için, Kimin kiminle olduğu, kaç kez evlenip kaç kez boşandığı, kimden ayrılıp kiminle evlendiği yada kimi kimle aldattığı çok da önemli değildir.!

Yapılan araştırmalardan biride,  televizyon sektöründeki genişlemenin ya da büyümenin sonucunda çocuklara yönelik yayınların da süre olarak arttığını göstermektedir. Televizyonlarda sadece çocuk programlarının içerik ve süreleri arttırılmakla kalmamış ayrıca geçtiğimiz son on yıl içinde dünyanın tüm sanayi ülkelerinde başlı başına televizyon çocuk kanalları da oluşturulmuştur. İlk olarak Amerika’da Nicklodeon, Turner Cartoon Network, Disney Channel ve Fox Kids çocuk televizyonu tematik kanalları hizmete girmiştir.
İngiltere’de halen beş çocuk kanalı , Fransa’da da ‘Canal J ve Türkiye’de bir çok kanal yayınlarını sürdürmektedir.
Bu  durum gösteriyor ki; televizyon sektörü  hedef kitle olarak çocukları gerçekten ciddiye alıyor ve çocuklara yönelik   saldırılarını giderek artırıyor.
''TV’nin çocuklara  en büyük etkisi şüphesiz 0-3 yaşları arasında olmaktadır. Çünkü bu yaşlar hayat boyu kullanılacak bazı psiko-sosyal ve psiko-motor  özelliklerin kazanıldığı çok önemli bir devredir. Bu devrede oluşabilecek herhangi bir sorun bütün hayatı etkilemektedir.

Yapabileceklerimizi Düşünelim…
Şimdi insanlara “bir hafta boyunca televizyonunuzu kapatın” diye çağrıda bulunurken, aynı zamanda kendilerine bu süre zarfında neler bileceklerini de hatırlatıyoruz. Kitap okuyun, akraba, komşu, arkadaş ziyaretlerine gidin ve gittiğiniz yerde de televizyonu kapatmalarını konusunda ricada bulunun. Oturup uzun uzun sohbet edin.
Kimsesizler, çocuk esirgeme ve yaşlılar yurtlarını ziyaret edin. Bir yetimin halini sorun, elinden tutup başını okşayın. Hasta ziyaretlerinde bulunun.

Zamanım yok diyenlere sesleniyoruz ve diyoruz ki, “Televizyonunuzu bir hafta boyunca kapatın ve alın size zaman. Göreceksiniz ki hayat, çok yaşamaya değermiş. Ve televizyon asla hayatınız değilmiş.!”

 

Tüketiciler Birliği ve “Turn Off TV” Kampanyası

Tüm bunlar alt alta yazıldığı zaman kampanyaya sahip çıkışımızın sebebi belli. 1997 yılından bu yana başta tüketici hakları olmak üzere hak arama bilincinin yaygınlaştırılması için uğraşan Tüketiciler Birliği sahip olduğumuz en kıymetli şey olan zamanında tüketilmesine ve değer yargılarımızın talan edilmesine karşı elbette ki kayıtsız kalamazdı.

Hiç birimiz televizyonsuz bir hayat söyleminde değiliz. Sadece her şeyde olduğu gibi burada da bilinçli kullanımın olması gerektiğine inanıyoruz. Bu sebeple dernek olarak 2002’den bu yana Tüketiciler Birliği olarak bu kampanyayı elimizden geldiğince sahipleniyor, insanlara başkalarının değil kendi programlarını yaşama şansını yakalamalarını söylüyoruz.
İnternet üzerinde bir ağa sahip olan bu kampanyanın Türkiye ayağı olmaktan gurur duyuyoruz. Özellikle yarınların sahipleri olan çocukların ve gençlerin bilgi yönünden de en güzel şekilde beslenmeleri gerektiğine inandığımız için özellikle bu kampanyanın sahiplenicileri olarak onları görüyoruz.
Şimdi siz de kayıp giden yıllara bir bakınız ve onca zaman televizyon karşısında geçirdiğiniz zamanı ve sonucunda ne kazandığınızı tartınız. Göreceksiniz ki hayat hiç de o kadar ucuz ve anlamsız değil.

Bu raporu hazırlamakla Televizyonun zararlarına dikkat çekmek, insanları bu konuda bilinçlendirmek, televizyonun zararlarından korunları yönünde yol göstermektir.
En azından, insanların televizyona hükmetmeleri gerektiği yönünde uyarmak, aksi halde Televizyonun insanlara hükmedeceğini hatırlatmaktır.

Saygılarımla
Mehmet Muta Şahin

 
  © 2002-2009 Tüketiciler Birliği